Böbrek Yetmezliğine Yol Açan 7 Neden!

16 Kasım 2013 Cumartesi

Kronik böbrek hastalığı dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sağlık sorunu. Çünkü tedavi edilmezse böbrek yetmezliği gibi yaşamı tehdit eden çok ciddi bir tabloya dönüşebiliyor! Böbrek yetmezliğine ise en sık başta yüksek tansiyon, diyabet ve obezite olmak üzere 7 faktör neden oluyor! 

Türk Nefroloji Derneği verilerine göre; ülkemizde diyaliz uygulanan veya böbrek nakli yapılmış yaklaşık 70 bin hasta bulunuyor. Bu sayının, gelişmiş birçok ülkenin neredeyse 2 katı olan yıllık yüzde 10 artış oranı ile 2015 yılında 100 bini aşacağı tahmin ediliyor. Yine Türk Nefroloji Derneği tarafından 23 ilde 10.750 erişkinin katılımı ile yapılan ve 2009 yılında sonuçlanan CREDIT çalışması, Türkiye'de erişkinlerin yüzde 15.7'sinde çeşitli evrelerde kronik böbrek hastalığı varlığını ortaya koydu. Bu oran, ülkemizde yaklaşık 7.5 milyon kronik böbrek hastası bulunduğuna, yani her 6–7 erişkinden birinin böbrek hastası olduğuna ve sorunun boyutunun tahmin edilenin çok üzerinde olduğuna dikkat çekiyor.

İşte bu noktada hemen herkesin aklına şu soru takılıyor: Böbrek yetmezliğine hangi faktörler yol açıyor? En önemlisi de bu hastalığın erken tanısı için hangi sıklıkta hangi testi yaptırmalı? International Hospital’den Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Ülkem Yakupoğlu, en çok merak edilen bu soruları yanıtladı...

Böbrek Yetmezliğine Neler Yol Açabiliyor?

1- Yüksek tansiyon: Yüksek tansiyon böbrek içindeki incecik damarlarda yapısal bozukluğa ve tıkanıklığa neden oluyor. Bunun sonucunda da böbrek yetmezliği gelişebiliyor. Ancak koldan ölçülen tansiyon bazen normal değerlerde çıkarak kişiyi yanıltabiliyor. Bunun aksine idrardaki protein kaçağı bunu net olarak gösterebiliyor. İdrarda protein oranını gösteren test Türkiye'nin her yerinde yapılabiliyor.

2- Diyabet: Tip 2 diyabet de, tıpkı kan basıncı yüksekliğinde olduğu gibi böbrek içindeki incecik damarlarda yapısal bozukluğa ve tıkanıklığı yol açarak böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Özellikle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son dönem böbrek yetmezliğinin en sık nedeni olan diyabet hastalığı görülme oranının 2002'de yüzde 7.2 iken, günümüzde yüzde 12'nin üzerine çıkmış olması endişe verici bir durum olarak görülüyor.

3- Fazla kilolu olmak: Fazla kilolu olmak böbreğin içinde yer alan kılcal damarlardaki basıncı artırarak idrarda protein kaçağına yol açıyor.

4- 60 yaşın üzerinde olmak: Yaş ilerledikçe vücuttaki tüm damarlar yaşlanıyor. Doğal olarak kılcal damarlardan çok zengin olan böbrekler de bu süreçten çok etkileniyor. Damar sertliği arttıkça, böbreklerin süzme işlevi de yavaşlıyor.

5- Tek böbrekli doğmak: Tek böbrekli kişiler dikkat ettikleri zaman ömürlerinin sonuna kadar sağlıklı yaşayabilirler. Ancak susuz kalmamaya, aşırı tuz ve bilinçsiz ilaç tüketmemeye daha çok dikkat etmeliler.

6- Sigara alışkanlığı: Sigara böbrek içindeki kılcal damarlardaki dolaşımı yavaşlatıyor ve oksijen miktarını azaltıyor. Bir başka deyişle yüksek kan basıncına benzer şekilde damarlar üzerinde olumsuz etki yaratarak böbrek yetmezliği riskini artırıyor.

7- Genetik geçiş: Böbrek hastalıkları genetik geçişli de olabiliyor. Böbreklerde kist oluşumu, idrar kanallarında tıkanıklık, geri kaçak veya böbrek boyutlarının küçük oluşu gibi yapısal değişiklikler ailenin birçok bireyinde gözlenebiliyor. Tekrarlayan böbrek taşları da yine kalıtsal özellik gösterebiliyor.

Diğer Risk Faktörleri

• Böbrek taşı,
• Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları,
• Sık ağrı kesici kullanımı,
• Bağ  dokusu hastalıkları.

Erken Evrede Diyalize ve Nakle Gerek Kalmıyor

Aslında böbrek yetmezliğine yol açan faktör düzeltilebilir bir aşamadaysa vücutta bir sorun yaratmadan geri dönebiliyor. Bunun nedeni ise böbreklerin çok idareli organlar olmaları. Böbreklerin süzme kapasiteleri yüzde 60'ın altına düştüğünden itibaren kronik böbrek hastalığı olarak kabul ediliyor. Bu organların tamamen iflas etmeleri için süzme kapasitelerinin yüzde 15 ve altına düşmüş olması gerekiyor. Yüzde 15-60 arasında ise geniş bir dönem var.  Hasta bu dönemde düzenli bir nefroloji takibi içinde olursa diyaliz ve organ nakline nakle gerek kalmama şansı yüksek oluyor.

Testler Ne Zaman Yapılmalı?

• Böbrek yetmezliğinin ileri aşamalara gelmeden yakalanması büyük önem taşıyor. Bu nedenle 60 yaşın üzerindeki kişilerin bilinen bir hastalıkları olmasa bile böbreklerini kontrol ettirmeleri çok büyük bir önem taşıyor.
• Tansiyonu 40 yaş altında başlaması halinde nefroloji uzmanına mutlaka muayene olmak gerekiyor, çünkü genç yaşlarda ortaya çıkan tansiyon genellikle böbrek kökenli oluyor.
• Yüksek risk grubundaki kişilere yapılacak olan tarama testleriyle hastalık erken evrede saptanıyor ve bu sayede ilerlemesi önlenebiliyor. Özellikle 40 yaşından itibaren yılda bir kez idrar ve kan tahlili yaptırmak yararlı oluyor.

Kuru göz körlüğe yol açabilir!

Toplumda göz kuruluğu olarak adlandırılan, tıptaki adıyla “kuru göz” hastalığı tedavide geç kalındığında körlüğe kadar gidebilecek bir sorun. Bu nedenle gözyaşını mümkün olduğu kadar korumak ve gözü ıslak tutmak önem taşıyor.

Toplumda göz kuruluğu olarak adlandırılan, tıptaki adıyla kuru göz hastalığı, belli hastalık grubuyla ilişkilendirilen bir durum. Göz kuruluğunun daha genel bir terim olduğunu belirten Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İffet Emel Çolakoğlu, hastalığın oluşmaması için 3 koşul gerektiğine dikkati çekiyor: Gözyaşı miktarının kalitesinin iyi olması, kornea yüzeyinin düzgün olması ve gözkapaklarının fonksiyonlarının iyi olması.

Acıma, yanma, batma… 
Normalde bir kişi dakikada 12-15 kez göz kırpıyor ve gözyaşı film tabakası homojenliğini bozmadan 15-45 saniye boyunca kornea yüzeyinde kalabiliyor. Ancak çok dikkatli bir noktaya odaklanmak, kitap okumak, bilgisayar başında uzun süreler geçirmek göz kırpma sayısını azaltabiliyor. Normalde saatte 900 defa göz kırparken, bu sayı 100'e iniyor. ve sigara dumanı gibi faktörler de gözyaşı kırılma zamanını azaltıyor. Kuru göz hastalığının başlıca belirtileri arasında; kızarıklık, acıma, yanma ve batma, bulanık görme, yapışma, takılma hissi, aşırı sulanma geliyor. Ayrıca A vitamini eksikliklerinde de kuru göz ortaya çıkabiliyor.

Körlüğe kadar gidebiliyor
Göz kuruluğunun körlüğe kadar gidebilecek bir sorun olduğunu ifade eden Dr. Emel Çolakoğlu, “Çünkü gözyaşının fonksiyonları ortadan kalkınca, gözler enfeksiyona yatkın hale geliyor, oksijen sağlıklı bir şekilde taşınamıyor. Kornea damarsız bir yapı olduğu için oksijenle besleniyor. Bu beslenme bozulunca korneada damarlanmalar ve çatlaklar meydana geliyor. Bunlar enfeksiyon için bir odak oluşturuyor. Gerçekten kalıcı görme kaybına neden olacak yapısal değişiklikler oluşabiliyor. Bu nedenle gözyaşını mümkün olduğu kadar korumak ve gözü ıslak tutmak önem taşıyor” diyor.

Kuru gözü yaratan 4 neden: 

1. Göz kırpma refleksinin azalması: Bazı hastalıkların varlığı nedeniyle kırpma mekanizmasını düzenleyen sinirlerde sorunlar olabiliyor keratit oluşuyor.

2. Kapak sorunları: Yüz felcinin gelişmesiyle kapak fonksiyonunda zayıflık ortaya çıkabiliyor. Tiroit veya tümör gibi nedenlerle gözün ışa fırlak olması, yaşlılıkta ya da travma sonrasında kapağın dışa doğru dönmesi kapak fonksiyonunda bozulmaya yol açıyor.

3. Kirpik sorunları: Yağ bezlerinin enfeksiyonu, trahom gibi göz hastalıkları, özel konjoktivit tipleri, bazı ilaç reaksiyonları ve cilt hastalıkları göz yapısındaki dengeleri bozabiliyor.

4. Gözyaşında azalma: Gözyaşı bezlerinde sorun oluyor. sorunlar gözyaşı bezinin yokluğu veya küçüklüğü olabildiği gibi; enflamasyon, tümör, radyasyon, yanık ve travma gibi nedenlerle gözyaşı bezinin zarar görmesi ile de ortaya çıkabiliyor. Vücutta salgı yapan diğer bezlerde de eş zamanlı bozuklukların araştırılması gerekiyor. Menopoz ve hamilelikte hormonal etkilerle de gözyaşı miktarı azabiliyor.

Kuru gözü nasıl tedavi ediliyor?
Kuru göz hastalığının tedavisi mümkün. Tedavide birçok yöntem kullanılıyor. Dr. Emel Çolakoğlu bu yöntemleri şöyle sıralıyor:

Çeşitli ilaçlar yardımıyla gözyaşının üretimini artırmayı hedefliyoruz.
*Çeşitli tedavi yöntemleriyle gözyaşının kaçmasını engellemeye çalışıyoruz.
*Gözyaşını göllendirirsek kuruluğu azaltabiliriz. Kanallara geçişi sağlayan minik delikler var, bunları tıkıyoruz. *Lazer uygulaması veya silikon tıkaçlar koyuyoruz. Bu tıkaçlar altı ay bir yıla kadar orada kalabiliyor.
*Düşük su içerikli lensler ve/veya gözlük uygulamaları ile gözyaşının buharlaşmasını azaltmaya çalışıyoruz.
*Gözyaşını yerine koyabiliriz. Bunlar damla ve jel şeklinde olabileceği gibi, pomad şeklinde de olabiliyor.
*Eğer kişinin vücudunda A ve B12 vitamini eksikliği varsa vitamin desteği yapılıyor. PH oranının belli seviyede tutulması gerekiyor.
*Kapak dışa dönmüşse ve kapak felci varsa kapak cerrahisi yapılabiliyor.
*Kişinin çevre şartları da önem taşıyor. Sigarasız ortam, klima, bilgisayar, evin neminin ayarlanması önemlidir. *Dış faktörler dengelenerek daha sağlıklı bir ortam yaratabilir.

Sessiz gelen göğüs ağrısına dikkat!

Sessiz göğüs ağrısı ani ölüm riskine yol açabilir!

Halsizlik, terleme, kusma ve nefes alma güçlüğü, tüm bu belirtiler sessiz göğüs ağrısı ile gelen bir iskemi atağına yani kalp kası beslenme bozukluğuna işaret edebilir. Ani ölüm riskini de beraberinde getirebilen sessiz iskemi, diyabet hastaları ve yaşlılarda daha sık görülmektedir. Memorial Hizmet Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Rifat Eralp Ulusoy, iskemik kalp hastalığı ve risk grupları hakkında bilgi verdi.

Sessiz göğüs ağrısı ani ölüm riskine yol açabilir
Kalbin oksijen gereksinimini, gelen koroner akım miktarı karşılayamaz ise kalp kası beslenme bozukluğu (iskemi) ortaya çıkar. İskeminin en sık belirtilerinden biri ise; sessiz göğüs ağrısıdır ve çoğunlukla erken tanı konulamadığı için tedavisi de gecikmektedir. İskemik kalp hastalığını gösteren bulgular olmadığı halde iskeminin objektif bulguları saptanırsa sessiz iskemi yani; sessiz göğüs ağrısından bahsedilir. Yaşlı kişiler ve diyabeti olanlarda bulgular gizli olabilir. Yorgunluk, baygınlık veya halsizlik şikayetleri olabilir. Yaşlı kişilerde ve zeka problemi olanlarda bu klinik durum farklı olarak algılanabilir.

Yapılan çalışmalarda  erişkin orta yaşlı hastalarda belirti vermeyen koroner arter hastalığı görülme sıklığı % 3-4 olarak saptanmıştır. Miyokard enfarktüsü yani; kalbin koroner kan dolaşımının belli bir bölgede yetersiz kalması sonucu, o bölgedeki kalp kası dokusunun ölmesi sonrasında hastalarda % 20-40 oranında sessiz iskemi saptanmıştır. Tüm kalp kası beslenme bozuklukları göz önüne alınırsa; bulgu vermeyen grup vakaların yaklaşık % 75’ini, bulgu verenler ise % 25’ini oluşturur. Sessiz iskemi, daha ağır koroner hastalığını  ve daha kötü klinik beklentiyi (prognoz) gösterir. Ani ölüm riski bu hastalarda iki kat daha fazladır. Özellikle kalp nakillerinde tüm sinirsel yollar kesildiği için daha sonraki dönemde gelişen koroner  bozukluklarında sessiz iskemi gelişmektedir. Sessiz iskemili hastalarda da diğer koroner problemi olan vakalardaki gibi benzer teşhis ve tedavi prensipleri kullanılır.

Tipik göğüs ağrısına dikkat!
Tipik olarak göğüs ağrısı (anjina), artmış oksijen ihtiyacı sonucu ortaya çıkan  kalp kası iskemisi bulgusudur. Kalp kası oksijen ihtiyacını artıran aktivite veya durumlarda oluşan; genellikle göğüs duvarına basınç hissi, göğüs ortasında baskı, ağırlık tarzında, sanki birisi göğüs üzerine çıkıp oturmuşçasına ağrı olarak tanımlanır. Bu ağrı; sol kol ve sol elin 4 ve 5. parmaklarına, boyuna, çeneye, sırta yayılım gösteren, zaman zaman soğuk terlemenin de eşlik ettiği tipte bir ağrıdır. 

Göğüs ağrısı sessiz bir şekilde gelebilir! 
Tüm hastalarda tipik göğüs ağrısı olmayabilir. Bazı vakalarda yalnızca boyun,  çene, kulak, kol veya mide üzerinde ağrı olabilir. Nefes zorluğu, halsizlik gibi diğer bulgular da görülebilir. İlk kez oluşan göğüs ağrısını (anjina) tanımak zor olabilir; çünkü bulgular sıklıkla başka hastalıkları andırabilir. Hazımsızlık ve ruhsal durum bozukluğu görülebilir. Ağrısı olmayan,  yalnızca nefes zorluğu,  halsizlik, bulantı, kusma ve terlemesi olan hastalar da vardır.

Göğüs ağrısı belirtileri;

*Ağrı, genellikle göğüs üzerinde basınç ve  yanma şeklinde tarif edilir. Boyun, omuz, çene, sırt, karnın üst bölgesi, kollar veya el parmaklarına yayılabilir.
*Çarpıntı
*Egzersizle oluşan solunum zorluğu,  ağrı veya dinlenme ile 3-5 dk içerisinde geçebilir.
*Terleme
*Bulantı
*Azalmış efor toleransı ( eforun düşmesi)
*Şeker hastası olanlar ve yaşlı hastalarda halsizlik, solunum zorluğu, bulantı gibi belirtiler daha sık görülür

50 yaş altı kadınlar ve sigara içenlerde daha fazla görülüyor!
Damar spazmına bağlı göğüs ağrıları (variant anjina), ortaya çıkan klinik faktörler yokken oluşan göğüs ağrısı ve EKG bulguları ile ayırt edilmiş klinik bir durumdur. Çoğunlukla  50 yaş altındaki kadınlarda sabahın erken saatlerinde uyandıktan hemen sonra oluşması tipiktir. Dinlenirken ortaya çıkar. Tipik olarak göğüs ağrısı bulguları verir. Sigara bu durum için tetikleyici rol oynar. Kalp kasını besleyen koroner damarlarda geçici spazma bağlı olduğu düşünülmektedir.

Sessiz göğüs ağrısı riski taşıyan gruplar;

*Diyabet yani şeker hastaları
*Yaşlı hastalar
*Kalp nakli yapılan hastalar
*Zeka geriliği problemi olan hastalar

Tedavi şekli nasıl olur? 
Bu hastalarda kalp damarlarında darlıklar olabileceği şüphesi ile EKG, ekokardiyografi yani kalp ultrasonu, efor testi, kalp sintigrafisi gibi incelemeler yapılır. Darlık tespit edilen hastalardan uygun olanlarda, kalp damarları balon ve stent gibi yöntemlerle açılır. Cerrahi işleme uygun olan hastalarda, kalp damarına bypass operasyonu yapılır. Kalp damarları problemli olup bu işlemleri gerektirecek oranda kalp damar darlığı olmayanlarda ise ilaç tedavisi tercih edilmelidir. Sessiz iskemi saptanan hastalarda, (özellikle efor testi veya kalp holter incelemesi ile) hastalığın derecesine göre ilaç, girişimsel (balon, stent) veya cerrahi yaklaşımlar tedavi açısından değerlendirilmelidir.

Çocuğun sizinle birlikte uyumasının 5 faydası!

Televizyondaki dizilerde her ne kadar bunun aksi söylense de, bilimsel buluşlar çocukların aileleriyle birlikte yatmalarının faydalarına dikkat çekiyor.

Bağımsızlığı destekler!
Ailesiyle yatan çocuklar için ailelerine bağlı olurlar açıklamaları yapılsa da, araştırmalar bunun tam tersini söylüyor. Aileleri ile birlikte yatan çocuklar, bağımsızlıklarını daha erken kazanıyorlar. Aileleriyle birlikte olduklarından daha az objeye bağlılık yaşıyor ve böylece ayrılık endişesini yaşamıyorlar. “Çocuklar kendi başlarına yatırıldığı zaman yanlarına kendilerini güvende hissettirecek bir obje alırlar ya da parmaklarını emerler” diyor doktor Jay Gordon.

Kendine güveni oluşturur!
Ailelerinin yataklarında büyüyen çocuklar, daha az davranış problemi yaşar. Bu çocukların hayatla ilgili tatminlerinin daha fazla olduğu saptanmış. Bunun yanı sıra, bu çocuklar stresten daha az etkilendikleri ortaya çıkmış.

Fiziksel ve psikolojik sağlığı geliştirir!
Çocuk doktoru William Sears: “Geçtiğimiz 30 yıl boyunca aileleri ile birlikte uyuyan çocukları araştırdık. Araştırmalarımızın sonuçlarına göre bu çocuklar kendilerini psikolojik olarak daha iyi geliştiriyorlar." diye belirtiyor.

Anneler uykusuz kalmıyor!
Bebeklerine ayrı oda yapan anneler, bebek uyandıktan sonra kendi odaları ve bebek odaları arasında mekik dokuyor. Halbuki bebeklerini yanlarında yatıran anneler bu yorgunluğu hiç hissetmiyor.

Aile için yakınlığı destekler!
Tüm ailenin aynı yatakta yattığı evlerde, aile içi ilişkiler daha iyi gelişir.

Tüp bebek tedavisinde döllenme

Tüp bebek tedavisinin ünlü ismi Prof. Dr. Bülent Tıraş tedavideki döllenme aşaması hakkında bilgi verdi...

Tüp bebek tedavisinde yumurtaların toplanmasının ardından tamamen laboratuvar ortamında doktorların müdahaleleriyle devam eden bir sürece girilmiş olur.

Tüp bebek tedavisinin bu aşamasında kadından toplanan yumurtalar erkekten alınan spermle bir araya getirilerek döllenmesi sağlanmaktadır. Bu işlem döllenmiş embriyoların transfer edilmeden önceki gördüğü son işlem olacaktır.

Tüp bebek tedavisinin bir önceki aşamasında ultrason cihazına takılan bir iğne yardımıyla toplanan folliküller vakit kaybetmeden laboratuara gönderilip, çok küçük olan yumurtaları içinde bulunduğu sıvıdan ayrıştırarak yumurtaların kültür sıvısına alınmasına yardımcı olan mikroskop kullanılarak inkübatör adı verilen aygıta kaldırılma süreciyle başlamıştır. İnkübatör adı verilen cihazın özelliği ortam ısısını 37derece seviyesinde, karbondioksit ve oksijen oranını da %5 oranında sabit tutmaktır. Bu oranlar yumurtaların dış ortamda döllenmesi için gerekli değerlerdir.

Prof. Dr. Bülent Tıraş
Uygun koşullarda bekletilen yumurtalar yaklaşık olarak 4-6 saat sonunda döllenme işlemine hazır hale getirilir. Bu ortamda bekletilen folliküllerin yaklaşık olarak %80i döllenmeye hazır hale gelmiş yumurtalar olarak hazır hale gelir. Hazır haldeki yumurtaların çapı yaklaşık 18-22mm kadardır.

Tüp bebek tedavisinde kadından döllenmek üzere yumurtalar toplanırken bu yumurtalarındöllenebilmesi içindeerkekten sperm alınması gerekmektedir. Erkekten sperm alınabilmesinin en ideal olan yol mastürbasyondur. Bazı durumlarda erkek menisinde canlı hücre bulanamayan durumlarda cerrahi müdahalede de bulunulabilir. Erkekten alınan meni tıpkı toplanan yumurtalar gibi özel bir kap içerisine beklemeye bırakılır. Beklemenin sebebi spermin sıvılaşmasıdır. Sperm sıvılaşmasının ardından yapısı bakımından yani sperm sayısı ve canlı hücrelerin hareketlerinin gözlenmesi açısından incelenir.

Erkekten alınan spermin sayısı ve hareketleri tüp bebek tedavisinin en önemli aşamasıdır. İncelenen spermler hiperaktif hareketler göstermesi açısından uyarılarak yumurtalarla bir araya bırakılır. Yumurta başına 20.000 sperm bırakılarak spermin yumurta duvarını çatlatarak döllenmenin gerçekleşmesi beklenir.

Bebeğiniz bunları yapmıyorsa dikkat

Çocuklarımızın fiziksel ve zihinsel gelişimini çok iyi takip etmemiz gerekiyor. 

Bağcılar Hastanesi'nin Çocuk Gelişim Uzmanı Sezen Aksu, çocukların yapamadığı bazı davranış biçimlerine bakarak anne babaların ciddiye alması gereken durumları şöyle sıralıyor:

'Çocuk Gelişim Ünitesi'ne Başvurulması Gereken Durumlar

0-3 ay arasındaki bebekler:
Karşısındaki konuştuğunda gülümsemiyorsa, agulama sesleri çıkartmıyorsa, yüzükoyun yatarken başını yerden kaldırmıyorsa, zil ya da çıngırak seslerine tepki vermiyorsa...

3-6 ay arasındaki bebekler:
Otururken önündeki oyuncağına uzanıp alamıyorsa, arkasından bir ses çıkarıldığında dönüp bakmıyorsa, otururken başını dik tutmuyorsa...

6-12 ay arasındaki bebekleri:
Küçük nesneleri iki parmağı ile kavrayamıyorsa, eline verilen yiyeceği yiyemiyorsa, bay bay yapamıyorsa, da-da-da gibi tek heceli sesleri çıkaramıyorsa...

10-12. aylarda:
Tek kelimeleri söyleyemiyorsa, sekizinci ayda desteksiz oturamıyorsa...

1-3 yaş arasında:
Tek kelimeler kullanarak konuşmuyorsa...

14 aylıkken:
Düzgün ve desteksiz yürüyemiyorsa, sorulduğunda hayvan ve nesneleri resimlerinden gösterip, adlandıramıyorsa, iki yaşında bebeksi olsa bile anlaşılır konuşamıyorsa...

3-6 yaş arasındaki çocuklar:
Düzgün cümlelerle konuşamıyorsa, zıt kavramları ve eş kavramları bilmiyorsa, geçmiş ve gelecek zaman cümleleri kuramıyorsa ve tek ayak üzerinde sekiz-on saniye duramıyorsa... 

Şehir hayatı bebeğin beynini bozuyor

Uzmanlar, kent yaşamının bebeklerle çocukların beyin sağlıklarına ve gelişimlerine etkisini tartıştı.

Uzmanlar, büyük şehirlerde yaşayan pek çok bebek ve çocuğun kentin zararlı uyaranlarına yoğun şekilde maruz kalarak büyüdüklerini, bu yüzden beyinlerinin sağlıklı gelişim gösteremediğini söyledi.

Migren artıyor, güven azalıyor

Prof. Dr. Yüksel Yılmaz, konuyla ilgili olarak şu bilgileri verdi:
“Dünyada çocuk migren sıklığı her geçen gün artıyor. Çünkü çocuklar da stresini atamıyor. Sosyal uyaranların eksik olması çocukların zihinsel yeteneklerinin azaldığını da gösteriyor. Çünkü çocuklar sürekli ses, gürültü, egzost dumanı, radyasyon gibi uygunsuz uyaranlara maruz kalıyor. Gezmek için bile evden çıkıldığında bu uyaranların çok olduğu alışveriş merkezlerine gidiliyor.

Çocuk, bizzat bedeniyle, beyni ve duygularıyla içinde olacağı bir oyun yerine bilgisayarla oynuyor. İnsan ilişkileri azalıyor. Bunlar birleşince çocukların zihinsel ve ruhsal gelişimleri ciddi zarar görüyor. Beynin gelişmesi için sosyal ilişkiler önemli. Çünkü sinir sistemi için en iyi uyaran sosyal ilişkilerdir” dedi.

Çocuklar bile cinayet işler hale geldi

Kongrede konuşan Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Kültegin Ögel ise, kentli çocuğun en önemli sorununun güven duygusundan yoksunluk olduğunu belirtti.

Doç. Dr. Ögel şunları söyledi:
”Kentli çocuklar güven duygusundan mahrum büyüyor. Bu duygunun eksikliği şüpheci bir kişilik oluşturuyor. Bu da şiddeti getiriyor. Kendisi zarar görmemek için gerektiğinde şiddet uygulayabiliyor. Artık çocuklar bile cinayet işliyor.”

Kadınlarda orta yaş sıkıntısı

Kadınların birçoğunun 35 yaş ve üzerinde orta yaş bunalımı neden olur? Belirtileri nelerdir ve üstesinden nasıl gelinir? 

Kadınların çoğu 35 yaş ve üstünde zorlu bir dönem yaşıyor. Yaşanılan sorunlar orta yaş seviyesindeki kadınları hem mutsuz hem de sağlık açısından huzursuz edebiliyor. Çoğu kadının kabul etmek istemediği bu orta yaş sendromu aslında geçici bir kriz olabilir mi ya da bu dönem nasıl kolay atlatılabilir? Nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, kadınlarda sık rastlanan orta yaş sendromunu anlatıyor.

Orta yaş bunalımı nedir?

Orta yaş dediğimiz 40’lı yaşlar genel olarak kişinin hayatının durgunlaştığı, çalışma ve sosyal hayatının yavaşladığı bir dönemdir. Bu dönem oldukça çatışmalı duygular içerir. Geçici bir dönem olduğu için de orta yaş krizi olarak adlandırılır. Kadınlar, erkeklere göre daha duygusal yapıda oldukları için bu dönemde daha hassas olabilirler ve bu dönemde zorlanabilirler. Yapılan araştırmaların birçoğunda bu duruma hormonların etkisi olduğu sıkça söylense de bu konuda kesin bir teşhis koymak doğru değildir.

Herkes orta yaş krizi yaşar mı?

Geçmişte ergenlik, orta yaş gibi gelişim dönemlerinin krizle eş anlamlı oldu düşünülürdü; ancak günümüzde bu bakış açısı terk edilmeye başlandı. Artık uzmanlar ergenlik gibi, orta yaşın da mutlaka şiddetli bir krizle geçmeyebileceğini, bazı kadınların bu dönemi daha mutlu ve huzurlu geçirdiğini belirtmektedir. Yani orta yaş krizi kaçınılmaz değil! Özellikle huzurlu ailelerde yetişmiş, mutlu bir çocukluğu olmuş kadınların bu dönemi krizsiz atlatmaları daha kolay olmaktadır.

Orta yaş sendromunun belirtileri nelerdir?

Orta yaş döneminde her kadın aynı belirtileri göstermeyebilir. Öncelikli ortak durum yaşanılan duygu karmaşası ve çelişkilerdir. 
Kişi yaşamını sorgulamaya, yaptıklarını ve yapamadıklarını gözden geçirip pişmanlık duymaya başlayabilir. Yapmak istediği şeyler için çok geç kaldığını, yeterince genç olmadığını düşünüp vazgeçebilir.

Bazı kadınlarda yaşanılan kriz etkisi ile birlikte cinsel hayata ilgisizlik görülebilir.

Vücudunda oluşan bazı değişimler onu mutsuz ettiği için kendisinin beğenilmeyeceğini düşünebilir. Bazı kadınlar ise tam tersi “ben hala güzelim” mesajı vermek için kendisinden yaşça küçük erkelerle birlikte olmak isteyebilir ya da olur. Bu dönmede kadınlarda yaşlanmaya bağlı olarak kilo alma, saç dökülmesi, beyazlaması, sarkmalar ve çatlaklar görülebilir. Bu duruma bağlı olarak da kadın kendi dış görünüşünden rahatsız olacak ve beğenilmeme korkusunu daha yoğun yaşayacaktır. Çoğu kadın bu dönemde daha sık güzelleşmek için yaşlanmayı geciktirici tedavilere (estetik ameliyatlar) başvurabilir. Daha önceden dikkat etmediği birçok konuda daha titiz davranabilir. Giydiği kıyafetler daha frapan ya da yaş ortalamalarının dışında olabilir. Bu dönemde en çok yaşanan sorunlardan biri de boşanmalardır. Duygu karmaşası çiftlerin aile düzenini de bozabilir. Kadınlar çocuklarını ve eşlerini bir yana bırakarak hayatı daha yoğun ve yüksek tempoda yaşamak isteyebilirler. Orta yaş sendromu, dış görünüşüne fazlaca önem veren kadınlarda daha yoğun ve sancılı geçebilir.

Hangi durumlar etken rol oynar?

Birey eğer orta yaşa kadar, hayatında koyduğu hedeflere ulaşamadıysa, tatmin olduğu, mutlu bir yaşam sürmüyorsa 35 – 45 yaşları arasında böyle bir krize yakalanma ihtimali yüksektir. Hedefler, beklentiler işle, eşle, çocukla ilgili olabilir.

Bu durumu en çok eşi ya da erkek arkadaşı tarafından beğenilmediği hissi tetikler. Aynı zamanda iş yerinde kariyer olarak istediği konumda olamaması,40 yaşına kadar evlenmemiş olması ya da evli olup çocuğunun olmaması, bu dönemde kadının aldatılması, orta yaş bunalımını ortaya çıkaran nedenler olarak sıralanabilir.

Kadınlar bu dönemi daha kolay nasıl atlatabilir?
*Birey yaşadığı durumu mutlaka tanımlamalıdır ve paylaşmalıdır.
*Bu dönemde evli olan çiftler daha çok sohbet etmelidirler. Uzun süreli ilişkili olanlar ilişkilerini hemen bitirmemelidirler. Yeni biri belki bir heyecan verebilir fakat bu dönem geçtikten sonra daha zorlu bir dönemin başlamasına sebep olabilir.
*Kişi yaşadığı fiziksel değişimleri olağan kabul etmelidir. Her yaşın ayrı bir güzelliği olduğunu düşünmeli, fiziksel değişimleri, yaşamın getirisi olarak görmelidir.
*Yeni hobiler edinilebilir (takı kursları, seyahat).
*Kişi sağlık durumuna göre spor dalları tercih edilebilir.
*Daha güzel görünmek adına bir şeyler yapılabilir fakat bu “yaşlanmıyorum” mesajını başkalarına vermek için olmamalıdır.
*Birey kendiyle barışık yaşamayı ve kendini sevmeyi yaşam tarzı olarak belirlemelidir.
*Eğer yaşadığı sorunların üstesinden gelemiyor ve yoğun duygular içine giriyorsa mutlaka psikolojik yardım almalıdır.

İdrar kaçırma sorununun teşhis edilmesi

İdrar kaçırma sorunu var ise menopoz sonrasındaki kadınlar da bu tedavi daha faydalı olmaktadır

Prof. Dr. Fuat Demirci idrar kaçırma hakkında bilgi veriyor.

İdrar kaçırma her kişi de farklı şekiller de olmasından dolayı doğru teşhisin konması için doğru olan tedavinin seçilmesi ve boşaltılması oldukça önemli olmaktadır.

*Kişiye yapılan fiziki muayene
*İdrar kültürü ve idrar tahlillerinin alınması
*Tıbbi hikâyesi ve idrar cetveli
*Ürodinamik inceleme ile kişi için en kesin tanı yöntemidir.
*İdrar kaçırma sorunların da kişiye uygulanan ilaç tedavisi nasıldır?

İdrar kaçırma durumun da özellikle kullanılan bu ilaçların etkileri hastadan hastaya değişir ve bunun için de doz ayarının yapılması gereklidir. Ayrıca bu ilaçları kullanan kişiler de farklı yan etkileri de oluşabilmektedir. Bunun için acele etmeden sabırlı olmak daha faydalıdır.

İdrar kaçırma tedavisin de cerrahi yöntem?

İdrar kaçırma tedavilerin de uygulanan tedavilerin etkisiz kalması ve özellikle stresten kaynaklı olan bir idrar kaçırma durumun da en etkili yöntem cerrahi girişimdir. Genel olarak başarı şansı da hastaya ve seçilen yönteme göre de %75 ile %95 arasın da olmaktadır.

İdrar kaçırma sorunların da sıklıkla östrojen ile antikolinerjik ilaçlar kullanılmaktadır. Eğer kişi de stres tipine ve sıkışma tipine benzer bir idrar kaçırma durumu var ise cerrahi öncesin de mutlak ilaç ile tedavileri denenmelidir. Bazen de idrar kaçırma durumları cerrahi uygulamalar ile azalabilmektedir.

İdrar kaçırma da östrojen tedavisi nasıldır?

Hasta da strese ya da sıkışma tipine bağlı olarak bir idrar kaçırma sorunu var ise menopoz sonrasındaki kadınlar da bu tedavi daha faydalı olmaktadır. Östrojen genel olarak 6 hafta boyunca ve sadece gece yatarken 1-2 gram intravaginal şeklin de kullanılmaktadır. Devam dozu ise hafta da 2 ya da 3 kez olmaktadır.

İdrar kaçırma sorunların da kullanılan antikolinerjik veya trisiklik antidepresanlar?

İdrar kaçırma özellikle taşıma ya da sıkışma tipine bağlı ise bu ilaçlar ile tedavisi yapılmaktadır. Çoğunlukla bu ilaçlar idrar torbasının genişlemesine ve kapasitesinin artarak istemsiz kasların kasılmasını baskılamaktadırlar. Ancak sıkışma tipin de idrar kaçırma sorunu yaşayan hastalar da östrojen tedavisi daha faydalı olmaktadır.

Erkekler ''küçük göğüs'' sever! Bu araştırma tabuları yıkacak!

Kadınların, erkekler tarafından ilgi çeken noktaları hakkında bilinmeyenler ortaya çıktı. İşte erkeklerin kadınlarda seksi bulduğu 15 şaşırtıcı şey.
MAKYAJSIZ YÜZKadınlar ömürleri boyunca makyaj ürünlerine dünyanın parasını harcıyor. Ama erkekler rujsuz dudakları ve fondötensiz bir yanağı öpmekten daha çok hoşlanıyorlar. Ayrıca makyajsız bir yüz kendine güvenin de bir ifadesi.
GÖBEKÇoğu kadın kaslı karın bölgesinin hayalini kurarken, erkekler hafif göbekli kadınları, yumuşak ve kıvrımlı hatları seviyor. Abartmamak kaydıyla hafif göbek bir kadına doğal bir görünüm veriyor.
KIRIŞIKLARSanıldığının aksine, kadınlar kırışıklıklarını erkeklerden daha fazla dert ediyor. Erkekler kırışıklıkları gençliğin kaybından çok, tecrübe ve olgunluk olarak görüyor.
ÇATLAKLARKadınların korkulu rüyası çatlaklar... Kilo alıp verme ya da doğum nedeniyle oluşan çatlaklar, erkekler tarafından o kadar da korkutucu bulunmuyor.
Hatta dünyaya gelen çocuklarının izleri olarak çekici bile bulunuyor.
SARHOŞ OLUP TELEFONLA ARAMAKKızlarla gece dışarı çıkıp sarhoş olduktan sonra telefon açıp sevdiğiniz erkeğe onu ne kadar özlediğinizi söylemeniz kötü bir fikir olmayabilir. İnsanlara ne hissettiğinizi açıkça söylemek hem güven verici hem de seksi bulunabilir.
SÜRPRİZ TERCİHLER"Bana bir bira, bayana da yarım" günleri geride kaldı. İstediğinizi içmek, sürpriz tercihler yapmak, insanların ne düyüneceğini önemsememek, hayatın her alanında kendi tercihlerinizi yapmak sizi güçlü ve çekici kılacaktır.
KÜÇÜK GÖĞÜSLERÜnlü modellerin göğüslerine sahip olmanız gerekmiyor. Küçük göğüsler gençliğin ve sağlığın işareti olabilir. Sanıldığı gibi seksi olmak için mutlaka büyük göğüslü olmanız gerekmiyor.
UYUMSUZ İÇ ÇAMAŞIRLARIErkekler için uyumsuz iç çamaşırları giymiş olmanız son derece seksi olabilir. Sizi uyumsuz iç çamaşırıyla yakalamış erkek, seks yapmayı planlamadığını, onun sizi ikna etmeyi başardığını düşünür.
DAĞILMIŞ MAKYAJGece makyajımızı çıkarmayı unuttuğumuzda olan durumdur. Uzmanlara göre, erkekler henüz sevişmişsiniz gibi göründüğü için bunu seksi bulur.
ÇIPLAK AYAKLARTopu ayakkabılar erkekler için başdöndürücü olsa da bazen çıplak ayaklı çakırkeyif bir kadın çok daha seksi olabilir. Bu çıplaklığı, doğallığı ve aykırılığı ima ettiği için seksidir.
DAĞINIK SAÇBazen fönsüz, taranmamış ya da sadece alelade bir dağınık topuz yapılmış saçlar, kuaförde ya da aynanın karşısında saatlerce uğraşılarak yapılmış saçtan çok daha seksi olabilir.
ZEKAErkekler zeki, fakat zeki olmalarından dolayı rahatsız hissetmeyecekleri ve rahat olabilecekleri kadınlardan hoşlanır.
ÇOCUKLARLA İYİ ANLAŞAN KADINLARBu sizin sabırlı ve şefkatli olduğunuzu düşündürür ve ona annesinin koşulsuz sevgisini hatırlatır.
BOL TİŞÖRTLERİlişkilerimizde belli bir noktayı geçtiğimizde seksi iç çamaşırlarıyla yatağa girmenin yerini konfor ihtiyacı alır. Rahat kıyafetler kendinize güveninizi gösterir ve erkekler bunu seksi bulabilir.
DAR PANTOLONİngilizce'de 'muffin top' adı verilen ve kadınların tahammül edemediği bu yağlar, hafif olmak kaydıyla erkekler için çekici olabilir. Kıvrımlı kadın yeniden doğuyor, unutmayın.
gazeteport

Hamileyken Cinsellikten Korkmayın...

Kadınların pek çoğu bebeklerine zarar vereceği endişesiyle hamilelikte cinsellikten korkar. Ancak gebelik döneminde de sağlıklı bir cinsel yaşamın söz konusu olduğunu belirten uzmanlar, "Doğru seks, düşük riski getirmez, erken doğumu da tetiklemez" diyorlar.

Gebelikteki yanlış inanışlar veya çiftlerin korkularının hamilelikte seksüel yaşamı olumsuz etkilediğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, "Hekim tarafından aksi söylenmedikçe gebelikte normal yaşantıdan uzaklaşmamak ve ciddi kısıtlamalara girmemek gerekir" diyor.

Cinsel İstek Azalabilir

Gebelik sırasında anne adayında yaşanan fiziksel ve ruhsal değişimlerden cinsel isteğin de etkilenebildiğini söyleyen Prof. Dr. Fıçıcıoğlu, bu etkileşimin, gebeliğin bazı dönemlerinde azalırken bazı dönemlerde artış gösterebildiğini kaydediyor. Cinsel istekteki bu değişikliklerin anne adayında oldukça belirgin olduğunu anlatan Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, şu bilgileri veriyor:

"Düşük riski veya erken doğumu tetikleyeceğine olan inanç gebelikte cinsel yaşamın olumsuz etkilenmesine neden oluyor' diyor. Gebeliğe özgü kilo alma, çatlaklar, şişlikler, gebelik maskesi gibi bazı değişimler anne adayında ruhsal çöküntüye neden oluyor. Eşlerin tutumunun da bazen bu inancı tetiklediğini anlatan Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, konuyla ilgili şunları söylüyor: 'Unutulmaması gereken şey bu değişimlerin çoğunun doğum sonrası geçeceğidir. Aslında yapılan bazı çalışmalar daha önce hiç orgazm olamamış kadınları gebelikteki birlikteliklerinde orgazm olabildikleri gösterilmiştir. Bu nedenle eğer hekim tarafından kısıtlama getirilmemişse gebelerin cinsel yaşamlarını yumuşak bir şekilde yaşamalarında bir sakınca yoktur."

Bu Durum Erkekleri de Etkiliyor

Baba adaylarında da durumun benzer olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Fıçıcıoğlu, erkeklerdeki değişimi şöyle anlatıyor:

"Baba adaylarının bazılarında cinsel istek artarken, bazılarında ciddi azalma olur. Bu durum, kişinin hayata bakışıyla da paralellik gösterir. Yanlış inanışlar da bu durumu tetikleyebilir. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında annede görülen bulantı, kusma ve halsizlik eşte üzüntü, acıma ve strese yol açar. Bu da cinsel yaşamın ikinci plana atılmasına neden olur. Gebeliğin son üç ayında ise hem annede oluşan fiziksel değişimler, hem de ilişkinin olası bir erken doğumu tetikleme ihtimalinden dolayı erkekte, ilişkiden kaçınma duygusu uyandırır. Gebelikte erkekte beklenen şey mantıklı ve şefkatli olmasıdır. Daha önceki gebeliklerde tekrarlayan düşük, erken doğum ya da düşük öyküsü olan kişiler ise gebelik sırasında ilişki konusunda dikkatli davranmak zorundadır."

Seksin şaşırtıcı 8 faydası!

Seks tabii ki sağlıklı fakat iyi bir seksin sağlığınız açısında da yararlı olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? İşte uzmanlara göre seksin 8 faydası...

Zayıflatır! 
Canınız hiç spora gitmek istemiyor mu? Koşu bantlarına küsmeyin. Gecenin bir vakti hala spora gidemedim diye üzülüyorsanız, üzülmeyin! Seks de bir egzersiz olarak sayılıyor. MD, Founder and Medical Director of Alternity Healthcare in West Hartford, Connecticut Desmond Ebanks'e göre “Seks yarım saatlik bir zamanda 15 ile 150 kalori yakmanızı sağlıyor. Diğer sporlar ile karşılaştırıldığında durum hiç de fena değil. Mesela yoga yarım saatte 114, dans yarım saatte 129 veya yürüyüş yarım saatte 153 kalori yakmanızı sağlıyor.

Seks aynı zamanda kasların süreç içerisinde şekil almasını sağlıyor. Cinsel uyarılma ve orgazm, testosteron hormonunun salgılanmasını ve böylelikle kas dokusunun yeniden inşa edilmesini gerekli kılıyor.

Kalp sağlığınızı geliştirir! 
Sağlıklı beslenme, kolestrolünüzü düşük tutma ve sodyum takviyesi kalp sağlığınızı üst düzeyde rahatlatır. Dr. Ebanks seksin kalp sağlığı açısından oldukça faydalı olduğunu söylüyor ve ekliyor “Seks kalp ritmini ve  kan akışını artırır.  Journal of Epidemiology and Community Health'te yayınlanan araştırmaya göre, haftada iki veya daha fazla kez yapılan seks, kalp krizi riskini yarı yarıya indiriyor. 

Geceleri daha iyi uyumanıza yardımcı olur!
Daha rahat bir uyku için yönteminiz nedir? Rahatlatıcı bitki çaylarını tercih ediyorsunuz fakat yeterince işinizi görmüyor mu? Özellikle endişe ve strese bağlı uykusuzluk çekiyorsanız uzmanların tavsiyesi seks. "Cinsel hayatlarında aktif olan insanların stres ve benzeri koşullarla daha rahat başa çıktığı gözlenmiştir. Orgazm her iki cins için de en büyük rahatlama silahı.” diyor Dr. Ebanks.

Bağılıklık sisteminizi güçlendirir! 
Nezle ve grip hakkındaki tüm endişelerinizi bir kenara bırakın. Şaşırtıcı bir şekilde cinsel hayatınızı canlı tutarak bu hastalıkların önüne geçebilirsiniz.  Pennsylvania'da bulunan Wilkes Universitesinde yapılan araştırmaya göre haftada iki kezden fazla cinsel ilişkiye giren insanlarda bir antikor olan immunoglobulin A'nın %30 daha fazla salgılandığı gözlenmiş.

Ruh sağlığınızı güçlendirir! 
Ruh halinizi en kısa yoldan nasıl düzeltirsiniz? Stres, depresyon ve endişelerinizle nasıl başa çıkarsınız? Uzman Patricia Tan'e göre çözüm basit: Seks! Fakat amacınız sadece cinsel ilişkiye girmek olmamalı. Psikolojik olarak seks, stresi azaltıp ve samimiyet kurmanızı sağlayarak ruh halinizi iyileştirir. Stres azaltan bileşim bir insanın kortisol seviyesini düşürür. Buna bağlı olarak kan basıncı seviyesi, hiperglisemi ve karında asit miktarı artar.

Acınızın dinmesine yardımcı olur! 
Tepkilerinizi değiştirin. “Tatlım bu gece olmaz, başım ağrıyor” yerine “Evet, bu gece harika, başım ağrıyor.” demelisiniz. Seks ve ağrı yönetimi arasında gerçek bir korelasyon olduğuna inanan Ebanks ve ekliyor “ Cinsel uyarılma ve orgazm sırasında salınan oxytosin hormonu, endorfine dönüşür. Bu doğal uyuşturucu da seksi bir ağrı kesiciye dönüştürür.

Tuvalet kontrolünüzde yardımcı olur! 
Tuhaf gelebilir ama uzmanlara göre seks, kadınlarda tuvalet sıkışmalarınızı önlüyor. Kadınlara gün içerisinde ve seks sırasında Kegel egzersizleri yapmaları öneriliyor. Nedeni basit, egzersiz sadece baskıyı daha çok artırmıyor, aynı zamanda sıkışmanıza neden olan kasların güçlenmesini sağlıyor. Kegel egzersizlerini gün içerisinde ve ilişkiniz sırasında uygulamaktan çekinmeyin. Tuvaletinizi yaparken de kaslarınızı 3 dakika sıkıp bırakmanız gerekir.

Daha sağlıklı bir cilde sahip olmanızı sağlar! 
Seks sizi daha güzel yapabilir mi? Evet! Hayal ürünü gibi geliyor ama böyle. New York'ta bulunan PATH Medikal Merkezi'nin kurucusu Eric Braverman'a göre seks, ten renginizi bile geliştirecek vücudunuz için tüm yararlı bileşenleri içeriyor. Cinsel ilişki sırasında vücudunuz DHEA adlı hormonu salgılıyor. Bu bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor, daha sağlıklı bir cilde kavuşmanızı sağlıyor ve depresyon derecenizi azaltıyor.

Şişmanlık Beyinde Başlar!

Çağımızın en büyük problemlerinden biri olan obezite çeşitli diyetler, egzersiz programları, ilaçlar ve doğal yöntemlerle engellenmeye çalışılsa da bu sorunla mücadele edenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Peki, neden kilomuzu kontrol etmemiz bu kadar zor? 

Suçlu, tüketicileri yeni ürünlerle kışkırtan firmalar mı, bitmek bilmeyen iştahımız mı, yoksa beynimiz mi? Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Uzman Nörolog Dr. Mehmet Yavuz obezitenin nedenlerini ve kontrol yöntemlerini anlatıyor…

Yeterli gıda alındığında doygunluk hissiyle beynin yemek konusunda ‘dur’ demesi gerekirken obezlerde beyin-mide dengesi kontrolden çıkar ve beyin açlık hissini durdurmaz. Özellikle öğün aralarının uzun tutulması halinde aç kalma refleksiyle daha çok yemek yendiğini belirten Dr. Mehmet Yavuz, bu durumda kişinin doyduğunu fark edemeyerek obeziteye davetiye çıkardığını vurguladı.

Yeme Kontrolü Bu İki Hormona Bağlı…

Beynin, hipotalamus ile sindirim sistemi arasında acıkmayı ve doymayı belirleyen hormonsal mekanizmalardan en önemlileri leptin ve grelin hormonlarıdır. Leptin hormonu, organizma günlük aktivitelerini yerine getirecek kadar gıda aldığında devreye girerek doygunluk hissi uyandırır. Böylece dışarıdan gıda alımı durur. Grelin hormonu ise leptinin aksine açlık hissi uyandırır. Dolayısıyla bu iki hormon birbirlerine karşı zıt etkiler gösterir. Obezlerde leptin aktivasyonu azalmış, grelin salınımı artmış ya da her ikisi de değişmiş olabilir.

İlaç Kullanımı Obeziteyi Tetikliyor

Hipotalamustan yeterli leptin salgılanmadığı ya da aşırı grelin salgılandığında obezitenin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Dr. Yavuz, bazı ilaçların ve özellikle de antidepresanların leptin-grelin dengesini bozarak kilo alımına neden olduğunu hatırlattı. Son yıllarda bilim adamları leptin aktivasyonunu artırarak tokluk hissi uyandıracak ve böylelikle şişmanlığı tedavi edecek ilaçlar üzerinde çalışıyor ancak bu konuda etkin bir ilaç henüz geliştirilemedi.

Bir diğer görüşe göre de leptin aynı zamanda yağ dokusundan da salgılanmakta ve hipotalamusu etkilemektedir. Kanda düzensiz beslenme nedeniyle yağ oranı arttığında tokluk hissi uyandıran bu hormon beyne ulaşamaz, hipotalamustan salgılanan miktar yetersiz kalır ve şişmanlık kaçınılmaz hale gelir. 

Hafif Yiyecekler Atıştırın ve 15 Dakika Ara Verin

Leptin hormonunun yemeye başladıktan yaklaşık 20 dakika sonra harekete geçtiğini belirten Dr. Yavuz, leptin salgılanıp beyinde tokluk hissi uyandırıncaya kadar kilo yapacak derecede yemek yenmiş olabileceğini, hızlı yemenin bu açıdan sakıncalı olduğunu vurguladı. Kilo problemi olanlara atıştırdıktan sonra en az 15–20 dakika beklemelerini tavsiye eden Yavuz, bu yöntemle az yiyerek daha çabuk tokluk hissedileceğini hatırlattı.

Tiroit ve İnsülin Direnci de Önemli Faktörlerden…

Tiroit hormonları, metabolizma aktivitesini düzenleyen hormonlardır ve az salgılandığında metabolizma yavaşlar. Bu durumda kalori harcanma düzeyi düşeceği için alınan gıdalar yakılamayıp depolanmaya başlar. Ve sonuç yine aşırı kilo alımıdır.
İnsülin direncinin de kilo alınımını etkileyen önemli bir faktör olduğunu hatırlatan Dr. Yavuz, insülinin kan şekerini parçalayan ve enerjiye dönüştüren bir hormon olduğunu belirtiyor. Ancak bazı durumlarda kas, karaciğer ve yağ dokusu insüline karşı direnç geliştirir. Bu nedenle insülin kan şekerini parçalayamaz, kanda şeker oranı yükselmeye ve vücut gereğinden fazla kalori maddesi üretmeye başlar. Bu yükselme dışarıdan vücuda giren kalorilerle birleşince ihtiyaç fazlası kan şekeri yağa dönüştürülerek depolanır. Sonuç yine obeziteye çıkar ki zaten şeker hastalarının yüzde 80’i obezite problemiyle mücadele etmektedir.

Yaşlandıkça Kilo Alma Riski Artar

Yaş ilerledikçe metabolizma yavaşlar. Metabolizma yavaşladığı halde dışarıdan alınan gıda miktarı eskisi gibi olursa bir süre sonra ihtiyaç fazlası kaloriler vücutta depolanmaya başlar. Bu nedenle kişiler yemek disiplinleri değişmediği halde yıllar süresince artan bir grafikle kilo almalarına bir anlam veremezler. Dr. Yavuz, yaş ilerledikçe kontrolsüz kilo alımını engellemek için yemek alışkanlığını disiplinize etmeyi ve düzenli egzersizi öneriyor.

Kadınlar Daha Çabuk Kilo Alıyor

Kadınların daha kolay kilo alıp zor zayıfladığını hatırlatan Dr. Yavuz, erkeklerin bu konuda metabolizmaları daha hızlı çalıştığı için şanslı olduğunu belirtti. Kadınların küçük de olsa aylık kilo alımına dikkat etmesi gerektiğini belirten Yavuz, obezitenin sinsi bir hastalık olduğunu ve vücuda yerleştikten sonra mücadelenin zorlaştığını vurguladı.

Obezite Cinsel Hayatı da Vuruyor!

Obezite, birçok hastalığa davetiye çıkardığı gibi, erkeklik hormonunun azalmasına da neden olur. Şişmanlık nedeniyle yağlar arttıkça testosteron miktarı azalır, cinsel istek ve performans düşer. Kadınlarda ise karın içi yağlar androjen algısını artırdığı için menopoz öncesinde kıllanma gibi sorunlar baş gösterir.

Yağlanma Erkeklerde Göbekte, Kadınlarda Kalçada Görülüyor

Yağlanma en çok erkeklerde göbek ve karın bölgesinde, bayanlarda ise kalça ve basen bölgesinde görülür. Bu yüzden bayanlar kilo verdiklerinde eski hallerine dönebilirken erkekler kilo verseler bile karın bölgesinde sarkmalar oluşur.

Polikistik Over Sendromu ve Obezite Bağlantılı mı?

Polikistik over sendromu, nedeni tam olarak bilinemeyen bir yumurtlama bozukluğudur. Obezite mi polikistik over nedeni yoksa bu sendrom mu obezite yapıyor, bu konu henüz netlik kazanmadı ama kesin olan bir şey var ki, bunlar birbirini tetikleyen durumlardır. Ancak obez olup zayıflayan kadınlarda polikistik over tablosunun düzelmesi, obezitenin bu hastalığa neden olduğu görüşünü destekliyor.

Obezite Kanseri de Tetikliyor…

Erkeklerde kanser nedeniyle ölümlerin yüzde 14'ünden, kadınlarda ise yüzde 20'sinden obezitenin sorumlu olduğunu hatırlatan Dr. Yavuz, obezitenin savunma sistemini çökerterek kanser oluşumunu hızlandırdığının altını çizdi. 
ABD’de her yıl 300 bin kişi obezite nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu oran, sigaranın oluşturduğu hastalıklar ve kanserden kaynaklanan ölümlerden bile daha yüksek bir rakam. Bu durumun en kötü yanıysa her geçen yıl obez sayısının artması. Eğer tedbir alınmazsa 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının obez olacağını hatırlatan Dr. Yavuz, bilinçli beslenme ve düzenli egzersizin obeziteyle mücadelede en etkin yöntem olduğunu belirterek sözlerini tamamladı.
 
Ana Sayfa | Reklam Ver |İletişim
Copyright © 2013. Sağlıklı Anneler - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalama yapılamaz!..